İdris Baluken: 'Artık Son Söz Halkındır'

Dolmabahçe'deki masanın bir yanındaydı. Masa devrilince suçlu ilan edildi. Gözaltına alınıp tutuklandı.

İdris Baluken: 'Artık Son Söz Halkındır'

Bingöl’de doğduğunda, coğrafyanın kader olacağını 40’lı yaşlarına geldiğinde öğrenecekti. Ağır bir sürecin aktörlerinden oldu. Barış görüşmelerindeki mekik diplomasisinin en yakın tanıklarından biriydi. Masa devrildi, barış siyaseti suç oldu, bir gece yarısı baskınında HDP Genel Merkezi’nde gözaltına alındı ve tutuklandı. O gece akıllarda, polis aracına bindirildiği sırada “Kafama basma! Hesabını vereceksin. Ben yüzbinlerce oyun temsilcisiyim böyle kafama bastırarak beni içeriye alamazsınız” sözleriyle kaldı. Zira “boyun eğdirme” görüntüsüne karşı, simgesel olarak “dik” duruşla kamera kayıtlarına geçti. İdris Baluken’den söz ediyoruz. Baluken 4 Mayıs 2016’da tutuklandı. Sağlık sorunları nedeniyle 30 Ocak 2017’de tahliye edildi. 17 Şubat’ta ise hakkında yakalama kararı çıkarıldı. 22 Şubat’ta yeniden tutuklandı. Cezaevinde vekilliği devam eden bir isim olarak aday gösterildi. Bu kez Batman’ı temsil edecekti. Ancak İstinaf Mahkemesi hızla karar verdi. Hakkındaki hapis cezasını onadı. Uzun yıllar halka hekim olarak hizmet veren Baluken aday olamadı.

Baluken’e avukatları aracılığı ile Artı Gerçek'ten Candan Yıldız'ın sorularını yanıtladı: 

“TARİH YARGISI HUKUKSUZLUKLARI TEŞHİR EDECEKTİR”

- Aday gösterildikten hemen sonra İstinaf Mahkemesi’nin kararı onamasını bekliyor muydunuz?

Benim için hiç sürpriz olmadı. Çünkü şahsımla ilgili yürüyen sürecin herhangi bir aşamasında adil yargılama koşulları söz konusu olmamıştı. Hukuk, siyasi kararlara kurban edildi. Dolayısıyla adaylık ilanından sonra da böylesi bir siyasi müdahale olacağını tahmin ediyordum. Zaten aday olurken milletvekili olma amacını değil, bu hukuksuz süreci halkımızın önüne götürme amacını taşıyordum. Söz konusu onama kararı ile halkımızın cevabından korktukları net bir şekilde ortaya çıktı. Buna rağmen halk adaletinin ve tarih yargısının bu hukuksuzlukları teşhir edeceğine dair en küçük şüphem dahi yoktur.

“DİRENİŞİN BİZZATİHİ KENDİSİ EN BÜYÜK SESTİR”

- Cezaevinde çok sayıda siyasetçi var. İlk zamanlara göre siyasetçiler de sessizlik olduğu gözleniyor. Sizce bunun sebebi nedir?                                                          

Buna katılmıyorum. Darbe dönemlerini bile geride bırakan hukuksuzluklar ve antidemokratik uygulamalar en çok cezaevinde yaşanıyor. Bu durum sadece iletişim açısından yaşanan sorunları değil, yaşamın her alanında ortaya konan çabaları görünmez kılıyor. Cezaevindekilerin bu uygulamalara karşı güçlü bir irade ile duruşunun anlamlandırılması gerekir. Bu direnişin bizatihi kendisi en büyük sestir. Kaldı ki basın özgürlüğü konusunda yaşanan sorunlar da ortadadır. Öte yandan dışarıdaki arkadaşlarımızın bile sesine yer vermeyen bir medyanın, cezaevindeki arkadaşlarımızın seslerini toplumdan tamamen saklamaya çalıştığı aşikârdır. Medya sadece siyasetçilerin kendi duruşmalarındaki tarihi mesajlarına yer verseydi, bu bile önemli değişiklikleri beraberinde getirirdi.

“ARTIK SON SÖZ HALKINDIR”

- Seçimlere dair değerlendirmeleriniz nelerdir?                                      

Türkiye tarihi bir kırılmanın, tarihi bir eşiğin yaşandığı günlerden geçmektedir. Bizler demokratik cumhuriyet için bütün demokrasi ve özgürlük güçleriyle el ele vereceğiz. Eşitlik ve adalet isteyen, ötekinin farklılığına saygı duyan herkesle omuz omuza yürüyeceğiz. Artık son söz halkın yani sizlerindir. HDP etrafında oluşan demokrasi ittifakının alacağı sonucun, ülkenin demokratik geleceğini belirleyeceğini düşünüyorum. Türkiye halkları Demirtaş ve HDP etrafında birleşerek güçlü bir sonuç ortaya çıkaracak ve ülkenin demokratik geleceğine sahip çıkacaktır.

“ÇÖZÜM PLANI VE İRADESİ OLAN TEK PARTİ HDP’DİR”

- Mevcut Siyasi tabloda HDP’nin duruşu nedir? Topluma nasıl bir alternatif sunuyor?

Tek adam rejiminden sıkılan Türkiye halklarının demokrasi ve hukuk taleplerini doğru okumak ve özgürlükçü bir tutum almak oldukça önemlidir. Türkiye’nin demokrasi sorununa çözüm planı ve iradesi olan tek parti HDP, tek cumhurbaşkanı adayı Demirtaş’tır. Bu sebeple, HDP Türkiye’yi demokratikleştirecek ilkeler etrafında en güçlü seçim sonucunu ortaya çıkarmaya odaklanmıştır. Demirtaş ve HDP, alacağı önemli ve tarihi seçim sonucu sonrasında halkımızla birlikte demokratik ilkeleri esas alarak tüm bu süreci yetkili kurullarında yeniden değerlendirecektir. HDP, seçim bildirgesi ve Demirtaş’ın manifestosunda belirtilen temel ilkeler etrafında tarihi sorumluluğunu yerine getirecektir.

“KRİZLER ÖNEMLİ RİSKLER KADAR FIRSATLARI DA İÇERİR”

- Türkiye’de yaşanan siyasi sıkışmışlığı göz önüne aldığımızda 24 Haziran’ın bu sıkışmışlığı aşmada etkisi ne olacaktır?                                                                

Aslında 24 Haziran seçimi, bir kriz seçimidir. Bahçeli ve Erdoğan’ın “erken seçim vatana ihanettir” sözlerinin mürekkebi kurumadan, erken seçim kararı almaları ortada bir kriz olduğunu ve bizlerin de bir kriz seçimi ile karşı karşıya olduğumuzu gösterir. Tüm krizlerde olduğu gibi bu seçim krizinde de önemli riskler ve fırsatlar bir aradadır. Biz halkımıza doğru temelde ve güçlü ilkelerle ülkede yaşanan sorunları ve çözüm yollarını anlatarak tarihi bir sonuç almaya çalışıyoruz. Seksen milyonun ezici çoğunluğu, ülkenin gidişatından rahatsızdır ve nefes alamaz hale gelmiştir. Herkesin ortak amacının ülkenin az da olsa rahatlaması olduğunu ve bu rahatlamanın gerçekleşmesi için seçimleri fırsat olarak gördüğünü düşünüyorum.

“ROMANIM FİZİKSEL ESARETE KARŞI DÜŞÜNSEL ÖZGÜRLÜĞÜN KANITI”

- Cezaevinde bir roman yazdınız. Kitabınız hakkında kamuoyuna neler söylemek istersiniz?

Cezaevinde herhangi bir yazınsal çalışmayı üretmek dışarı ile kıyaslanamayacak düzeyde zorluklar içeriyor. Kendi adıma söyleyeyim, bir buçuk yıldır tecrit koşullarındayım. Büyük bir maddi ve manevi izolasyon durumu söz konusu. Bu tecrit koşullarında bazen yararlanmak istediğiniz bir kitaba ulaşmanız bile aylar sürebiliyor. Hücre dışında çalışma ortamı seçeneğiniz yok. Fotokopi dâhil olmak üzere hiçbir çoğaltma ve kayıt altına alma imkânınız söz konusu değil. Yazdığınız çalışmayı dışarıya ulaştırırken bile birkaç komisyonunun süzgecinden geçiyor. O nedenle her yazdığınız çalışmayı en az üç nüsha olarak kaleme almak zorunda kalıyorsunuz. Bu durum, zamanı ve enerjiyi verimli kullanmak yerine gereksiz engeller ile tüketmeye neden oluyor. Böyle onlarca şey sayabilirim. Ancak ifade ettiğim bu hususların, cezaevinde bir çalışmayı üretmenin, ortaya çıkarmanın ve dışarıya ulaştırmanın ne denli zor olduğunu yansıttığını düşünüyorum. Benim açımdan yazdığım bu roman, ağır tecrit koşullarına karşı verdiğim irade direnişinin bir sembolüdür. Tam izolasyon ile çürütme arayışına karşı akıl ve yürek ile üretme çabasıdır. Fiziksel esarete karşı düşünsel özgürlüğün kanıtıdır. En ağır tecrit koşullarında bile özgür düşüncenin bütün yaratıcılığıyla devreye girebileceğinin göstergesidir. Bunları söylerken romanın edebi, estetik, düşünsel, kurgusal değerinden bağımsız olarak konuşuyorum. Eğer bahsettiğim hususlarda da okurlardan ve edebi çevrelerden geri dönüşleri alabilirsem buna göre değerlendirme yapabilirim. O nedenle olumlu veya olumsuz bütün eleştirilere son derece kıymet biçtiğimi ifade etmek isterim. Roman savaşın ve kötülüğün kol gezdiği yaşamda, barışın ve aşkın direnme çabasını ele alıyor. Basın özgürlüğünden adalet sorununa, sınıfsal çelişkilerden bilimsel sorgulamalara kadar çok farklı konu içeriklerini öğrenci yaşamı üzerinden tutulan bir aynayla yansıtmaya çalışıyor.

“UMUTLU VE İNANÇLI OLMAMIZ GEREKEN BİR SÜREÇTEN GEÇİYORUZ”

- Mevcut durumunuzu düşündüğümüzde kamuoyuna iletmek istediğiniz bir mesaj var mıdır?

Yaşanan her şeye rağmen umutlu ve inançlıyım. Dışarıdaki herkesin de umutlu ve inançlı olması gereken bir süreçten geçiyoruz. Umudu gerçeğe dönüştüreceğimiz günlerin yakın olduğu kanaatindeyim. Geleceğimiz ile ilgili kararı çıkar ve iktidar hesabı yapanlar değil, bu ülkenin kaygısını taşıyanlar verecektir. Bugün artık, adaletin, barışın, özgürlüğün, aydınlığın, kardeşliğin ve hakikatin Türkiye’ye hâkim olması için mücadeleyi yükseltme zamanıdır. Hiç kuşkusuz ki, 24 Haziran’da kurulacak sandıklara Türkiye halklarının demokrasi talebi ve iradesi damgasını vuracaktır. 24 Haziran’da sandığa gidip oy kullanmak ve bu oyları korumak tarihi bir sorumluluk olarak önümüzde durmaktadır.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER