HDP’li Oluç: AKP-MHP koalisyonun kurulmasının yolu çözüm masanın devrilmiş olmasıydı

POLİTİKA-HDP Sözcüsü Oluç, gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu

HDP’li Oluç: AKP-MHP koalisyonun kurulmasının yolu çözüm masanın devrilmiş olmasıydı

HDP Sözcüsü İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç, Türkiye’nin içinden geçtiği süreci, yeni yönetim sistemini, OHAL sonrası yasaları, çözüm sürecini, Selahaddin Demirtaş’ın durumunu ve HDP’nin yol haritasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

AKP-MHP ittifakının şartının ‘çözüm süreci’nin bitirilmesi olduğunu öne süren Oluç, “Şu andaki iktidar ve devlet yapısı ve AKP-MHP koalisyonun kurulmasının yolu masanın devrilmiş olmasıydı. Yoksa AKP-MHP- Ergenekon ittifakının kurulması mümkün olmazdı. Zaten ittifakın kurulmasının da koşulu masanın devrilmesiydi” dedi.

HDP’nin eski Eş Genel Başkanı ve 24 Haziran’daki cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş’ın seçimden sonra partisi tarafından ‘sahiplenilmediği’ eleştirilerine değinen Oluç, “Meselenin sahiplenmeme diye bir mesele olduğunu doğrusu düşünmüyorum. Ardından gelen süreçte de duruşmalar sahiplenildi. İnsanlar duruşmalara gidip izlemek istediler yine engellendiler. En son seçimler de alınan tutum ortadaydı. Bütün baskılara ve yasaklara rağmen cezaevinden bir kampanya yürütülmesine rağmen sayın Selahattin Demirtaş çok önemli bir sonuç aldı aslında. Ve HDP’nin de meclise taşınmasında önemli bir katkısı oldu. Burada bir suskunluk ya da unutma hadisesi olduğunu doğrusu ben düşünmüyorum” dedi.

HDP Sözcüsü İstanbul Milletvekili Hakkı Saruhan Oluç, IPA’nın sorularını yanıtladı.

‘FAŞİZMİN KURUMSALLAŞMASI’

Kurulan yeni sistemi nasıl tanımlıyorsunuz?

-Bizim için bir tek lafla tanımlamaktan daha çok yeni sistemin tarif edilmesi önemli. Biz bu süreci, tek kişi yönetimine doğru giden süreci yaklaşık üç yıldır tartışıyoruz. Bütün bu süreci bir faşizmin kurumsallaşması olarak değerlendirdik. Fakat bir tek tanımla ele aldığımızda, derdini tam olarak tanımlayabildiğini düşünmüyoruz. O yüzden yaşananı biraz daha net olarak anlatmak gerekiyor. Yaşanılanlara baktığımızda demokratik her türlü işleyişin ve kurumun bertaraf edildiği bir sistemle karşı karşıyayız.

Yani kuvvetler ayrılığının yok sayıldığı, yasamanın etkisiz hale getirildiği, her şeyin güçlü bir yürütme oluşturacağız diye bir yürütme etrafında buluşturulduğu, yargının bağımlı, taraflı hale getirildiği ve esas itibariyle de yürütme gücü tarafından yani Cumhurbaşkanı tarafından belirlenir hale geldiği ve Cumhurbaşkanı Kararnamesi ile yönetilen bir sistemden söz ediyoruz en kısa haliyle baktığımız da.

‘SEÇİMLİ HÜKÜMDAR’

Çeşitli tanımlamalar yapılabilir yeni sistem için. Özellikle Avrupa’da siyaset bilimcilerin, seçimle otokrasi dedikleri bir tür “Seçimli Hükümdar” denebilir belki Türkçeye çevirdiğimizde. Seçimler üzerinden meşruiyetini sağlamaya çalışan ama tek kişi yönetiminde olan, demokratik işleyişlerin, kurumların yok sayıldığı, Türkiye’nin imzalamış olduğu uluslararası sözleşmelerin yok sayıldığı, insan hak ve özgürlüklerinin büyük ölçü de çiğnendiği ve yok sayıldığı bir sistemle karşı karşıyayız.

En son çıkarılan kalıcı OHAL yasası da aslında bunu pekiştiren bir şey oldu. Valilere süper yetkiler veren, gözaltı süresini bir hile ile uzatan ve özellikle hem Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne hem Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin içtihatlarına, Venedik Komisyonu Kararları’na aykırı olan bir durum ortaya çıkarıldı. Daha çok sürece ve yapılanlara bakmak gerektiğini düşünüyoruz. Ama kabaca baktığımızda tek kişi yönetiminin bu şekilde tarif edileceği kanaatindeyiz.

AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, HDP için, “Parlamentoya girsinler diye onlara destek verenler de bunun hesabını verecekler. Nereye gizlenirlerse gizlensinler. Nereye kaçarlarsa kaçsınlar. Sırtlarını kime dayarlarsa dayasınlar. Alçaklardan katliamın hesabın soracağız.” dedi. Kimi ve kimleri hedef aldı? Bunları söyleyerek HDP’ye destek veren kitleye, diğer siyasi partilere yönelik cadı avı mı başlayacak sizce?

‘HDP’NİN SİYASETTEN TASFİYESİ HEDEFLENMEKTEDİR’

-İktidar ve birlikte olduğu koalisyon ki bu koalisyon ırkçı ve faşist bir koalisyondur. MHP ve Ergenekon ittifakıdır. Buna baktığımız zaman HDP’nin demokratik siyaset alanından tavsiye edilmesi hedefi vardır bu koalisyonun. Son 3 yıla baktığımız da bunu görebiliyoruz. Demokratik siyaset alanından HDP’nin tavsiye edilmesi hedeflenmiştir aslında. 7 Haziran 2015’te HDP’nin aldığı sonuç bu koalisyon için son derece ürkütücü olmuştur. Aslında bu sonucun Türkiye demokrasisi açısından ne kadar ileri bir adım olabileceğini düşünmek yerine, O’nlar geleneksel anlayışlarına ve tezlerine sarılarak HDP’yi tavsiye edip bu gücü ortadan kaldırmaya kendilerince daha akıl karı görmüşlerdir. Şimdi de bu durumla karşı karşıyayız.

‘ANAYASAYI TEK BAŞINA DEĞİŞTİREBİLMESİ İÇİN HDP’NİN MECLİSTE OLMAMASI GEREKİR’

-Çünkü Erdoğan’ın anayasayı tek başına değiştirebilecek sayıya sahip olabilesi için HDP’nin mecliste olmaması gerekir. 401 vekile ihtiyacı vardır. HDP mecliste olduğu sürece de bu 401 vekile ulaşamamaktadır. AKP-MHP koalisyonu da ulaşamamaktadır. Bu nedenle HDP’yi hedef göstermektedir. Aslında Erdoğan’ın ve bu koalisyonun yapmak istediklerinin önündeki en büyük engeldir HDP. Demokrasi güçleri açısından baktığımız da önemli bir fırsattır. HDP’nin karşı karşıya olduğu saldırıların nedeni bundan kaynaklanıyor.

Herkesin cevabını merak ettiği bir soru: Demirtaş ve diğer siyasetçiler yaka paça gece yarısı evlerinden alınıp hapse atılırken Kürtlerin siyasetçilerine yeterince sahip çıkmadığına dair bir kanaat var. Seçim de geçtiğine göre Demirtaş Edirne Cezaevi’nde unutulacak mı?

‘ÇOK SERT DEVLET MÜDAHALESİ İLE KARŞILAŞTIK’

-Niye unutulsun? Ben böyle tarif edilmesinin doğru olmadığı kanaatindeyim. Çünkü sadece Kürt seçmen değil HDP’ye oy vermiş olan seçmenlerin bir tepkileri söz konusu oldu. Ama bu tepki yeterli olmamış olabilir. Tepki karşısındaki hem Selahattin Demirtaş’ın hem diğer vekillerin rehin alınması sırasında tepkiler oldu. Çok sert devlet müdahalesiyle karşılaştık. Diyarbakır’da da oldu, İstanbul’da da oldu. Sert müdahale ile karşılaşıldı. Dolayısıyla insanların tepki göstermediği doğru değil ama gösterilen tepkiler karşısında çok ağır bir saldırıyla karşı karşıya kalındığı da doğrudur.

Gözaltılar, tutuklamalar oldu. Ben bunu bahane olsun diye söylemiyorum ama insanların gösterdikleri tepki karşısında karşı karşıya kaldıkları muamele de çok sert bir muameleydi. Belki bu gözden kaçırılıyor. Ancak sert muamele maruz kalanlar hissedebiliyor ama basında bu çıkmıyor, toplum bunu tartışmıyor, vekillerin, eş genel başkanların rehin alınması sırasında insanların demokratik tepkilerini göstermesi haklarıdır aslında. Kendi başkanları, vekilleri tutuklanmıştır.

‘DEVLETİN SERT MÜDAHALESİ TOPLUMDA ELEŞTİRİLMEDİ’

-Fakat devletin çok sert tepkisi toplumun çeşitli kesimleri tarafından yeterince eleştirilmemiştir mesela. Böyle de bir gerçeklik var. Meselenin sahiplenmeme diye bir mesele olduğunu doğrusu düşünmüyorum. Ardından gelen süreçte de duruşmalar sahiplenildi. İnsanlar duruşmalara gidip izlemek istediler yine engellendiler. En son seçimler de alınan tutum ortadaydı. Bütün baskılara ve yasaklara rağmen cezaevinden bir kampanya yürütülmesine rağmen sayın Selahattin Demirtaş çok önemli bir sonuç aldı aslında. Ve HDP’nin de meclise taşınmasında önemli bir katkısı oldu. Burada bir suskunluk ya da unutma hadisesi olduğunu doğrusu ben düşünmüyorum. Seçim zamanında yapılacaklarla seçimden sonra yapılacaklar arasında tabii ki bir fark var. O zaman Demirtaş, HDP bir kampanya yürütüyordu. Seçim dönemlerinde o koşullarda mümkün olduğu kadar çok fazla sesini duyurmaya çalışıyordu haklı olarak. Sosyal medya da ve başka mecralar da. O zaman yapılanlarla seçim sonrası yapılanlar mümkün değil. Ama bundan dolayı bir unutma söz konusu değil.

‘VEKİL OLARAK CEZAEVLERİNİ ZİYARETİMİZ ENGELLENİYOR’

–Tutuklu vekillerimizin her tür hukuki ihtiyaçlarına cevap veriyoruz. Bu yeni dönemde de insanlarla görüşmek için talepte bulunduk. Vekil olan insanların cezaevini ziyaret etmesi hakkıdır. Biz hala çeşitli başvurular karşısında olumlu cevap alabilmiş değiliz. Geçmiş dönemde de böyleydi şimdi de böyle. Arkadaşlarımızla görüşmemiz engelleniyor. Sohbet etmemiz bile engelleniyor. Ama biz elimizden gelen katkıyı, çabayı gösteriyoruz. Elbette ki arkadaşlarımızı özgürleştirmek için hukuk mücadelesini de sürdürüyoruz aynı zaman da. Ama Türkiye’de bugün yargının bağımlı ve taraflı halini gördüğünüz zaman hukuk mücadelesinin de sınırları olduğunu bilmek gerekiyor.

Cumhurbaşkanı Kararnamesi ile Çözüm Süreci’nin hukukî zemini olan kanun kaldırıldı. Çözüm süreci açılmamak üzere kapandığı anlamına mı geliyor?

‘4 NİSAN 2015’TE DEVİRDİLER MASAYI’

-Tarihtir bu. Bütün dönemler geçicidir ama içinde bulunduğumuz dönemde kapatıldığını düşünüyoruz. Sadece Cumhurbaşkanı Kararnamesi ile değil. Geriye dönüp baktığımızda 2015 Nisan ayından bu yana yapılanlara baktığımızda zaten bunu görüyoruz. ‘Donduruyoruz, askıya alıyoruz, buzdolabına koyuyoruz’ dediler arkasından masayı devirdiler. İmralı’da tecrit Sayın Öcalan’a 4 Nisan 2015’ten beri sürmektedir. Aslından son derece ağır bir tecrittir. Hiç görüşme yapılmamaktadır. Zaten 4 Nisan’da devirdiler masayı. Bu kararname ile attıkları adımda bunun yasal alandaki sonucunu yaratmaktır. Ama demek değildir ki Türkiye’de asla barış konuşulmayacak. Biz öyle inanıyoruz ki Türkiye’de toplumsal barış ciddi bir ihtiyaçtır. Bunun konuşulacağı zamanlar elbette gelecektir. Ama muhatapları kim olacaktır, nasıl olacaktır bunu tabiki zaman gösterecektir.

‘BU BİR SAVAŞ İKTİDARIDIR’

-Biz şu andaki iktidarın herhangi bir şekilde bir çözümden, barıştan yana olduğu kanaatinde değiliz. Bu bir savaş iktidarıdır. Koalisyonu da savaş koalisyonudur zaten. Sadece içeride değil dışarıda da savaş koalisyonudur. Savaşın adımlarını atmaktadırlar. Sözünü ettiğimiz kararnamenin kaldırılması da sürpriz olmadı bizim için. Zaten işlemeyen bir şeyi ortadan kaldırmış oldurlar. Kendilerinden beklediğimiz de buydu doğru söylemek gerekirse. Bizi şaşırtan bir şey olmadı.

Dolmabahçe Mutâbakatı’nda yer alan isimlerin çoğu ya cezaevinde ya da siyasette geri plana itildi. Sizce bu tasfiyeye karar veren o irade kim ya da kimlerden oluşuyor?

‘AKP-MHP KOALİSYONU İÇİN MASANIN DEVRİLMESİ ŞARTTI’

-Şu andaki iktidar ve devlet yapısı ve AKP-MHP koalisyonun kurulmasının yolu masanın devrilmiş olmasıydı. Yoksa AKP-MHP- Ergenekon ittifakının kurulması mümkün olmazdı. Zaten ittifakın kurulmasının da koşulu masanın devrilmesiydi.

Meclisten geçen son OHAL sonrası yasa ile Sıkıyönetim Kanunu lağvedildi. Sıkıyönetim lağvedilirken “Savaş ve seferberlik halinde bölgedeki komutana istediği kişiyi yargılatma ve istediği kişiyi kovuşturma yetkisi verildi. Bu ne demek? Ülke savaşa mı hazırlanıyor?

-Biz kalıcı OHAL derken bunları kastettik. İsim olarak OHAL sona ermiş oldu. Çünkü uluslararası ilişkiler açısından da, sermaye ile ilgili olan ilişkiler açısından da OHAL adı daha fazla taşınabilir bir şey değildi iktidar için baktığımızda. Ama OHAL dönemindeki bütün işleyişleri yasa haline getirdiler. Biz kalıcı OHAL yasası derken bunu kastediyorduk. OHAL dönemin bütün işleyişler hem askeri açıdan baktığımızda hem valilerin, kaymakamların yetkileri açısından baktığımızda mesele budur. OHAL Türkiye’de sürekli hale gelmiştir. Bu sözünü ettiğinizde bunun bir parçasıdır. OHAL koşulları altında yapılabileceklerin OHAL olmadan da yapılabildiğini gösteren düzenlemelerdir.

Kaynak: IPA

Güncelleme Tarihi: 10 Ağustos 2018, 20:10
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER