Bilgen: Türkiye Pambe Medya ile İdare Ediliyor

ANKARA - Halkların Demokratik Partisi (HDP) Sözcüsü Ayhan Bilgen, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Bilgen: Türkiye Pambe Medya ile İdare Ediliyor

HABER MERKEZİ- Bilgen, 16 Nisan Anayasa değişikliği referandumun üzerinden bir yıl geçtiğini anımsatarak, “Türkiye demokrasi tarihine büyük bir darbe referandum ile birlikte vurulmuştur. Bütün eksikliklerine rağmen parlamenter sistemin iyileştirilmesi, yerel demokrasinin güçlendirilmesi ve güçler ayrılığının daha etkin hale gelmesi yönünde değişikliğe ihtiyaç varken tam tersine keyfi yönetime kapı aralayan, yargı bağımsızlığına bir darbe vuran, medya ve ifade özürlüğü ile ilgili dışlayan ötekileştiren bir pratik bu son bir yılın eseridir. Türkiye 1930-1940 yıllarda bırakması gereken, bir an önce uzaklaşması gereken parti devleti anlayışına bu referandumla bir kez daha dönmüştür. Oysa ihtiyaç olan partizanlığın değil, eşit yurttaşlığın egemen olmasıdır” diye konuştu.

Referandum ile birlikte bir OHAL’in de kalıcı hale geldiğine işaret eden Bilgen, “Ülkenin KHK ile yönetilme anlayışının kurumsallaştırılmasıdır. Bu yasamanın yetkisinin gasp edilmesidir. Bu süreçlerin daha katılımcı olması, toplumsal muhalefetin katkılarıyla zenginleştirilmesi gerekirken tam tersine yasama yetkisinin yürütme tarafından kullanılmasına kapı aralayan bir anlayış hayatımıza egemen olmuştur” dedi.

‘SURİYE’DE KAOSU DERİNLEŞTİRECEKTİR’

Bilgen, HDP olarak OHAL’e karşı Pazartesi günü tüm il örgütlerinin bu konuda açıklama yapması için bir genelge yayımladıklarının bilgisini de verdi. Bilgen, sözlerine şöyle devam etti: “OHAL ile ilgili çok özel bir şey söylemeye gerek yok ama aslında OHAL’in tam da savaş ortamıyla, tam da Ortadoğu’da yaşanan kaosla iç içe geçmiş bir rolü olduğunu da eklemek isteriz. Çünkü Türkiye’nin dış politikası Suriye’de yaşanan kaos belirsizlik ve iç politikada OHAL ile yönetme birbirini tamamlayan gerçeklikler olarak karşımızda duruyor. Suriye’de beli ki barışı inşa etmemenin, barış dönemini planlayamamanın faturasını yine halklar, siviller, masumlar ödemeye devam edecek. Elbette ki kim tarafından ve kime karşı yapılmış olursa olsun kimyasal silah kullanılması iddiası kabul edilemez bir durumdur. Ama Suriye’de başkaca sivil ölümlerini, hava bombardımanlarını dert edinmeyip sadece bu konuya odaklanmak bile, kimyasal silah konusunda duyarlılıktan çok, Cenevre için bir pazarlık kokusu vermektedir. Oysa Suriye’nin ihtiyacı çok açıktır, Suriye’de bir an önce yeni anayasanın yapım sürecinin başlatılması, vesayet savaşının bitirilmesi, çatışmadan demokratikleşmeye geçiş için de özgür bir seçim planlamasının gündeme alınması gerekiyor. Bunun dışında her gündem kaosu derinleştirecektir. Bu kaos sadece Suriye halklarına değil, bütün Ortadoğu’ya yeni musibetler, belalar getirecektir.”

‘DÜŞEN TÜRK PARASIDIR’

Devamında ekonomik gidişata ilişkin değerlendirmelerde bulunan Bilgen, şunları söyledi: “Israrla büyük risk görmezlikten geliniyor. Yükselen dolar ya da Euro değil, olsaydı dünya piyasalarda bunun yansıması yaşanırdı. Yükselen yabancı paralar değildir. Düşen Türk parasıdır. TL’nin değer kaybını görmek ve bunun gerektirdiği adımları atmak yerine bunu dış tehdit olarak izah etmek kendi ekonomik politikalarımızın çaresizliğini de itiraf etmektir. Slogan ve başkalarını suçlayarak tehlikenin farkında olmayı engellemektir. Ekonomide kaygı duyulmaya değer başka göstergeler de var. Verginin ne kadar gelir ne kadar kurumsal vergi olduğuna dair göstergeler büyük tehlike sinyalleri veriyor. Bazı firmalara verilen jestler ekonomiye yük olmaya devam ediyor.”

‘TÜRKİYE PEMBE MEDYA İLE İDARE EDİLİYOR’

Her ay Türkiye’de iş cinayetlerinde yüzün üzerinde yurttaşın yaşamını yitirdiğini ve Mart ayında 122 işçinin hayatını kaybettiğini belirten Bilgen, “Halen her şeyin iyi gittiğini düşünenler ve bu algıyı yaratanlar bir hatırlatma yapmak gerekiyor. Meşhur Rockafeller hikayesi vardır. Kilisede koruma görevliliği sonra muhasebecilik yapmış sonra büyük bir sanayici olmayı meşhur zenginlerden biri olmayı başarmış bir isim. Ölüm döşeğindeyken kendini iyi hissetsin diye çocukları her şeyin çok iyi olduğunu gösteren tek sayfalık bir gazete hazırlamış. Bir pembe gazete. Galiba Türkiye’nin içinde bulunduğu durumda pembe medya ile idare edilebilir, ancak böyle acının daha derinleşmesi önlenebilir bir durumdayız” ifadelerini kullandı.

‘HDP İÇİN YARGI SOPASI KULLANILIYOR’

HDP’li milletvekillerin bu hafta görülen duruşmalarına da değinen Bilgen, “Ülke gündemini konuşturmamak için, etkin bir muhalefet yapılmasını önlemek için bizlere yönelik yargı sopası kullanılmaya devam ediliyor. Ne acı ki Demirtaş’ın ülke gündemiyle ilgili duruşmada dile getirdiği çok önemli tespitler birkaç yayın organı dışında kamuoyuna yansımıyor. Oysa orada Sayın Demirtaş yargılanmıyor sadece, bir dönem yargılanıyor. Sayın Demirtaş da o döneme dair açıklamalar yapıyor” dedi.

Bilgen, bu açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Demirtaş’ın tutuklu bulunduğu dosya kapsamındaki duruşmasında “sokağa çıkma yasakları” döneminde bazı ilçelerde kazılan hendeklerle ilgili olarak yaptığı açıklamaların yöneltildiği Bilgen, sözlerini şöyle sürdürdü: “Uzun bir bağlamın içinden yapıyor bu değerlendirmeyi. Siyaset, özeleştiri yapma cesaretiyle değerli ve önemlidir. Ve siyaset neticesiyle tartışılır. Türkiye o süreçte çok büyük kayıplar verdi. Çok ciddi sayıda ölümler gerçekleşti. İnsanlığımızdan utanacak manzaralarla karşı karşıya kaldık. Selahattin Demirtaş’ın dediği gibi ve bunu önlemeye bizim gücümüz yetmediğine göre hem tespit etmekte hem gerekli siyasal çözümü inşa etmek konusunda eksikliğimiz olduğunu görmemiz kabul etmemiz gerekiyor. Yani sürecin bir bütün olarak eleştirisini yapmak, kimin ne kadar payı vardı tartışmak ön açıcı olacaktır. Aslında Sayın Demirtaş’ın duruşma salonunda yaptığı budur. Tam da o sözlerin ve diğer değerlendirmeler, 70 yaşındaki bir kadının cenazesinin 8 gün sokaktan alınamamasından hükümet çevreleriyle yapılan görüşmelere kadar, tüm değerlendirmelerin iktidar partisi tarafından da yapılması gerekiyor. Biz, üzerimize düşeni yaparız ama iktidar buna kör kalmayı tercih edecek gibi görünüyor. Oysa ya çıkıp hayır bunlar doğru değil demedi ya da bir izahı varsa bunu kamuoyuyla paylaşması gerekir.” 

‘ÖNCELİKLİ ŞARTI OHAL KOŞULLARIDIR’

CHP İstanbul Milletvekili Dursun Çiçek’in HDP’yi kastederek, “terörle aralarına mesafe koymaları” halinde iş birliğine gidebilecekleri yönündeki açıklamaları da sorulan Bilgen, şunları dile getirdi: “Bizim açımızdan iş birliği konusu tutarlı bir siyasette ortaklaşabildiğimiz ölçüde mümkündür. Biz birilerini koltuklara oturtmak için siyaset yapmıyoruz. HDP’nin toplumsal iddiaları ve kararlı tutarlı eksenleri var. Dış politikada da biz aynı eksende siyaset yapmaya çalışıyoruz, iç politikada da. Türkiye’nin son 5 yılına tanıklık eden insanların yargılama süreçleriyle terör kavramının nasıl keyfi kullanıldığına dair tanıklıklarıyla, daha dikkatli konuşmaları gerekir. Kendisi de ‘terör’ suçlamasıyla yargılandı. Türkiye’de Genelkurmay başkanlarından gazetecilere ve STK’lara kadar birçok isim çeşitli örgütlerle ilişkilendirilerek yargılandılar. ‘Terör’ kelimesi Türkiye’nin siyasetinde içine her şeyi atabileceğimiz dipsiz bir kuyudur. Elbette ki şiddete karşı olmak çözümü üretmek siyasetçinin görevidir. Biz, seçim güvenliği ile ilgili sadece sandık güvenliği değil, OHAL koşullarında seçime gidilmemesi tavrının cesurca dillendirilmesinden yanayız. İşbirliğinin öncelikli şartı da budur. Seçimde işbirliğinin de öncelikli şartlarından biri budur. İkinci olarak, ‘hayır’ oyu kullanırken sadece bir kişiye, onun keyfi yönetimine karşı olduğumuz için değil sadece, Türkiye’nin birlikte yaşamı kurulması için de muhalefetin bir irade ortaya koyması gerekiyor. Dolayısıyla böyle yöntemlerden medet umulmasına da mesafe koyulması gerekiyor. Eski alışkanlıklarla siyaset yapıp Türkiye’yi demokratikleştirme iddiasının siyasette de yansıması olacaktır.”

 DEMİRTAŞ’IN ADAYLIK TARTIŞMALARI

Bilgen, kulislerde HDP’nin Cumhurbaşkanı adayının eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın olacağı yönündeki iddialara ilişkin ise, şunları söyledi: “Bu sürecin sağlıklı değerlendirmesini yapmak, Demirtaş’la, haksız yere yargılanan tüm milletvekillerimizle ilgili dayanışma içeren tüm mesajları önemsiyoruz. Ama şunun farkında olmamız gerekiyor. Bugün Sayın Demirtaş cezaevineyse bunun en önemli sebebi, en somut sebebi ek 20. maddenin Meclis’ten geçmiş olmasıdır. Sayın Demirtaş’ın geçmişteki cumhurbaşkanlığı adaylığı son derce başarılı geçmiş, kamuoyunda da ilgi görmüştü. Elbette bu kaygı yaşadığı sürecin de ortaya çıkmasının en önemli sebeplerinden birisidir. Selahattin Demirtaş Parti Meclis üyemizdir, milletvekilimizdir ve bir önceki dönemin de eş genel başkanımızdır. Bu konuyla ilgili kendi değerlendirmeleri belirleyici olacaktır, dikkate alınacaktır. Sonuçta kongreye giderken Sayın Demirtaş’ın önerileri, kendisiyle ilgili kararı, adaylarla ilgili değerlendirmeleri dikkate alınarak karar verilmiştir. Dolayısıyla cumhurbaşkanlığı sürecinde de şüphesiz görüş ve düşünceleri alınacaktır.”


 

Mezopotamya Ajansı

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER