Ahmet Şık ve Murat Sabuncu için tahliye kararı

Cumhuriyet gazetesi davasında yargılanan Murat Sabuncu ve Ahmet Şık için tahliye kararı çıktı. Cumhuriyet Vakfı İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay ile Ahmet Kemal Aydoğdu ise tahliye edilmedi.

HABER MERKEZİ-   Cumhuriyet gazetesi davasında yargılanan gazetenin Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu ve muhabiri Ahmet Şık'ın tahyiye edilmesine karar verildi. 

Duruşma savcısı Hacı Hasan Bölükbaşı, Ahmet Şık, Murat Sabuncu ve Akın Atalay’ın da aralarında bulunduğu 4 tutuklunun, tutukluluk hallerinin devamına karar verilmesini talep etmişti.

Mahkeme heyeti kararını vermek üzere duruşmaya saat 21.30'a kadar ara vermişti. Ancak karar saat 22.15 sularında açıklandı. Mahkeme heyeti tutuklu yargılanan Ahmet Şık ve Murat Sabuncu'nun tahliye edilmesine, Cumhuriyet Vakfı İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay ile Ahmet Kemal Aydoğdu'nun ise tutukluluk hallerinin devamına karar verdi.

DURUŞMA GEÇ BAŞLADI

Cumhuriyet Vakfı İcra Kurulu Başkanı Akın Atalay, Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Sabuncu, muhabir Ahmet Şık'ın tutuklu yargılandığı davanın saat 10:00'da başlayacağı açıklanmıştı.

Ancak duruşma belirtilen saatte başlamadı. Duruşmayı izlemeye gelenlere yapılan araç araması ve GBT sorgusu nedeniyle uzun araç kuyruğu oluştu. Onlarca kişi, kampüse yürüyerek ulaşmaya çalıştı.

CHP Milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu ve Utku Çakırözer ile DİSK Genel Başkanı Kani Beko'nun da aralarında bulunduğu grup duruşma salonunun karşısında bulunan alanda bir araya geldi. Burada barikat oluşturan jandarma, gruba "OHAL süresince Valilik kararıyla basın açıklaması yasaktır" şeklinde bildirimde bulundu. Sezgin Tanrıkulu ile jandarma komutanı kısa süre tartıştı. Jandarma komutanı söz konusu yazıyı göstererek okudu. Jandarma komutanı, tekrar basın açıklamasının yasak olduğunu söyledi ve grubun önünde güvenlik önlemi aldırdı. Kısa süren sözlü tartışmanın ardından CHP Milletvekili ve Utku Çakırözer jandarmaların önünde kısa süreli açıklama yaptı.

"YARGILAMA DEĞİL ZULÜM YAPILIYOR"

CHP Milletvekili Tanrıkulu, "Cumhuriyet Davası için buradayız. Basın özgürlüğü için buradayız.  Adalet için buradayız. Bu uygulamanın adı faşizmdir. Bu uygulamalara her koşulda karşı çıkacağız. Bu uygulama hukuk dışıdır. Arkadaşlarımız 500 güne yakın mahpustur. Yol boyunca zulüm var barikat var. Buraya kimse gelemiyor. Burada yargılama  değil zulüm yapılıyor. Ben avukatlık yaşamım boyunca cezaevi kampüsünün yanında duruşma olmayacağını ifade etmiştim. Cezaevinin yanında adliye olmaz, duruşma salonu olmaz ve buradan adalet çıkmaz. Yine de biz arkadaşlarımızın özgürlüğü için buradayız" dedi.

CHP Milletvekili Çakırözer ise gazetecilerin ve milletvekillerinin serbest bırakılmasının demokrasinin önünü açacağını, kendilerine yapılan uygulamanın doğru bir davranış olmadığını belirtti.  

KANİ BEKO UZAKLAŞTIRILDI

Ardından Kani Beko mikrofonlara konuşmaya başladığı sırada jandarma tekrar açıklamanın yasak olduğunu belirtti. Kani Beko jandarma tarafından alandan uzaklaştırdı. Milletvekillerini ve grup ardından duruşmayı izlemek için salona girdi.

 

DURUŞMA BAŞLADI

Saat 11.15'te mahkeme heyeti salonda yerini aldı ve duruşma başladı. Avukatlar 3 avukat kısıtlamasına itiraz etti ve bu kararın kaldırılmasını talep etti. Mahkeme bu kararı reddederek duruşmaya başladı. Diğer avukatlar salonda avukatlar için ayrılan bölümden müdahil olmaksızın duruşmayı izleyebildi. 
6. Duruşma, 5 duruşmadır gelmeyen tanık Mehmet Faraç’ın dinlenmesiyle başladı. Cumhuriyet Gazetesi eski yazarı Mehmet Faraç ifadesinde ‘Cumhuriyet’in mevcut yönetim tarafından yönetilmediği yönünde şüphelerim var’ diyerek, Cumhuriyet gazetesinden kıskanıldığı için çıkarıldığını savundu.

Faraç: Bazı konularda yargısız infazlar var. Ben tanık olmak için başvurmadım. Sayın savcının davetiyle geldim ve köşe yazılarım nedeniyle çağırıldım. 18 yaşında Cumhuriyet'e en genç yaşta giren muhabiriydim. Üstelik Urfa gibi bir bölgede temsilcilik yaptım. Köşe yazarlığına kadar geldim. Türk basınında taşradan gelip Cumhuriyet yönetimine girdim. 26 yıl çalıştım. TazminatsIz olarak işten atıldım. Bunun ilk on yIlı sigortasızdı. Cumhuriyet gazetesi yönetimi beni ideolojik olarak görevden attı. CHP Parti Meclisi'ne girince kıskaçlık nedeniyle... Hikmet Çetinkaya başta olmak üzere kıskançlık yaratıldı.

Cumhuriyet İlhan Selçuk'un vefatıyla değişti. Cumhuriyetçiler Atatürkçüler tasfiye edildi. Bunlar gazetenin İlhan Selçuk vefatıyla yaşadığı ideolojik dönüşümün sonuçları. Ekonomik çöküntü de editoryal bağımsızlıkla kılıflanamaz. Cumhuriyet gazetesi yok edilmiştir. Daha kötüsü itibarı yok edilmiştir. Cumhuriyet gazetesi AKP karşıtlığıyla Cumhuriyet düşmanlarına sırtını dayayamaz. Cumhuriyet ve Zaman aynı çizgide yayın yaptı. İlhan Selçuk'u öldüren bir örgütün logosu Cumhuriyet'te yayınlanamaz. Bir örgüte organik ilişkiler var mı bilemem fakat düşmanımın düşmanı dostumdur strateji haline gelmişti.

TURHAN GÜNAY: MUMCU VE SELÇUK'UN ANISINA SIĞINMAYIN

Tutuksuz sanıklardan Turhan Günay: Dikkat ediyorum tüm tanıklar Uğur Mumcu ve İlhan Selçuk'u anıyor. Mumcu öldürüldüğünde milyonlar yürüdü ama o dönemki tirajı biliyorlar mı? 19 bindi. Mumcu ve Selçuk'un anısına sığınmaktan vazgeçilmesini istiyorum.

'BU TANIKLIK REZİLLİKTİR'

Avukat Tora Pekin söz aldı: Biz Faraç'ı dinlenmenin anlamlı olmayacağını söylemiştik ama siz tercih ettiniz. Gördünüz de zaten. Burada gazete yöneticilerimize, çalışma arkadaşlarımıza yaptığı rezillikleri kendisine iade ediyorum Bu tanıklık rezilliktir. 

Tora Pekin Faraç'a soruyor: Cumhuriyet'teki göreviniz sona erdiğinde yönetim kimdi?
Faraç: İbrahim Yıldız Genel Yayın Yönetmeni. Çetinkaya ve Erinç Başkan ve Başkan Yardımcısıydı.
Tora Pekin: Kendisi söylemek istemiyor ama Alev Coşkun başkan yardımıcısıydı... Alev Coşkun'un adını başkan yardımcısı olarak anmayı reddettiğini gözünüzle gördünüz. 
Tora Pekin: İfade verdiğiniz dönemde hangi gazetede yazıyordunuz?
Faraç: Aydınlık
Pekin: Tirajın 8 bine düştüğü bilginizin kaynağı nedir? Elinizde belge var mı? Yoksa bu bir söylenti mi?

Faraç: Reklam ajansı 
Pekin: Galiba belge yok
Faraç: Saçma sapan konuşmalarla bölmeyin

Pekin: Cumhuriyet'ten Penisilvanya'ya giden bir muhabirden bahsettiniz. Kimdir o?
Faraç: gazetelerde, televizyonlarda TUSCON'un peşine muhabir gönderildiği için Cumhuriyet yazarı istifa etti. Leyla Tavşanoğlu'nun Penisilvania'ya gönderildiğine dair onlarca haber geçti.

Pekin: O dönem gazetenin yönetimi kimdi?
Faraç: Bir şey söyleyeyim mi?
Pekin: Söyleyin ismi söyleyin... Cumhuriyet gazetesinin o günkü GYY'si, bugün yargılanan Hikmet Çetinkaya, Akın Atalay ve Orhan Erinç'in göreve getirdiği İbrahim Yıldız'dı.

LEYLA TAVŞANOĞLU: HEPSİ GAZETECİDİR

Daha sonra Leyla Tavşanoğlu tanık olarak dinlendi.

Tavşanoğlu: Fikir uyuşmazlığım olsa dahi hiçbirinin terör bağı olduğunu düşünmek bile istemem. Gazetenin benden sonraki işleyişi konusunda söyleyeceğim hiçbir şey yoktur. Yargılananlar gazeteci ve hukuk insanıdır.
2014'te Gazeteci ve Yazarlar Vakfı beni ve başka gazeteci ve akademisyenleri davet etti. Vakıf ve gazete yönetiminde olan İbrahim Yıldız'dan izin aldım. Gülen de oradaydı. Sonra yazmaya değer haber görmedim ondan yazmadım...

Can Dündar'ın gelmesinin ardından gazetenin ideolojisi sulandırıldı gibi bir izlenim yaratılmaya çalışıldı.

Savcı: Cumhuriyet gazetesini batıran ekip olarak tarihe geçecekler demişsiniz. Ne demek istediniz?
Tavşanoğlu:. İdeolojiyi sulandırırsanız tiraj da düşer. Bunu söylemek istedim.

Leyla Tavşanoğlu'ndan sonra CUMOK Başkanı Namık Kemal Boya'nın tanıklığına geçildi.

CUMOK BAŞKANI, KAÇ CUMOK OLDUĞUNU BİLMİYOR!

Mahkeme Başkan: Bize CUMOK'tan bahsedebilir misiniz? Tanıklık kavramı içinde okumaktan ziyade anlatımlar önemli. Metinden okumazsanız seviniriz.
Boya: 1995 yılı sonunda okurlar arasında bir toplantı yapıldı ve sonucunda beklenenin çok üstünde insan katıldığı için Cumhuriyet okurunun bir gücü olduğu nedeniyle insanlar toplantıları sürdürmeye karar verdiler. Toplantıların amacı gazetenin savunduğu Cumhuriyet ilkeleri, ülkenin kalkınması, rehafa erişmesi, aydınlanma devriminin devam etmesi ve laikliğin devam etmesi, ülkenin yararına gördüğümüz kişileri desteklemek, şer gördüklerimize karşı tutum almak. Değerlerine sahip çıkıp eksik gördüklerimiz durumlarda eleştirmek. 1996'da başladı 2013'te gazete satış ortalamasının 33 bine düşmesi üzerine yeniden ateşlenerek devam etti.
İlhan Selçük ve Alev Coşkun ile görüştük. Herkes gazetenin desteklenmesini savundu. Selçuk "Sen ne diyorsun bu işe 68'li" dedi. Ben 68'liler derneğinin kurucu başkanıyım. Çalışmalarımızla gazetenin 100 bin tirajına ulaştırdık
21 Mart 2008'de İlhan Selçuk ve Türkan Saylan'ın gözaltına alınmasıyla başlayan süreçten ben de 2009'da nasibimi aldım. 2013'te bugün sözü geçen yönetim değişiklikleri ile okuyucu arasında değişim oldu. Verdiğimiz ilanlara müdahale edildi biz de ilan vermekten vazgeçtik.

Boya'nın Cumhuriyet avukatlarının sorularına ise 'bilmiyorum', 'hatırlamıyorum' yanıtlarını vermesi dikkat çekti. 

Av. Pekin: "Fakirhaneme Malikhane Dediler" haberinde bir siyasetçinin Gülen'i ziyaret ettiği anlatılıyor. O siyasetçinin adını söyler misiniz?
Boya: Yazının başlığını hatırlıyorum, içeriğini hatırlamıyorum.
Pekin: O kişi Berat Albayrak.

Av. Bahri Belen: 2014'te boykot kararının oybirliği ile alındığını söylediniz. Kaç kşiyle alındı bu karar?
Boya: 100 kişi.
Belen: Türkiye'de kaç CUMOK var?
Boya: Bilmiyorum

ALTAN ÖYMEN VE KANİ BEKO TANIK OLARAK DİNLENDİ

Boya'nın ardından duruşmaya öğlen yemeği için ara verildi. Aranın ardından savunma tarafının çağırdığı iki tanıkla devam edildi.

Altan Öymen: Yöneltilen iddialar akıl alacak gibi değil. Cumhuriyet öncelikle Atatürk'e bağlıdır. 1924'ten beri zaman içinde çok şey olmuştur ama bu değişmemiştir. Atatürkçülüğün yanlış kullanımına da karşıdır. 'Bu Atatürkçülükse ben Atatürkçü değilim' sözü Nadir Nadi'ye aittir

Altan Öymen: "Cumhuriyet, malum 1924'ten itibaren çıkıyor, babamın da gazetesiydi. O da yazardı. Ben de 1945'ten beri okuru sayılırım. Gazeteciliğe başladıktan sonra '70'li yıllardan itibaren Cumhuriyet'in birinci sayfasının yazarlığını yaptım."

Mahkeme Başkanı: "Cumhuriyet ile yazarlık ilişkiniz ne zaman tamamladınız?" Öymen: "81'de Milliyet'e geçtim. O dönem Nadir [Nadi] bey hayattaydı, Vakıf yoktu ama teşebbüsü vardı."

Altan Öymen: Yöneltilen iddialar akıl alacak gibi değil. Cumhuriyet öncelikle Atatürk'e bağlıdır. 1924'ten beri zaman içinde çok şey olmuştur ama bu değişmemiştir. Atatürkçülüğün yanlış kullanımına da karşıdır. 'Bu Atatürkçülükse ben Atatürkçü değilim' sözü Nadir Nadi'ye aittir

Av Bahri Belen: "Cemaate yakın bir haber içerik olduğuna dair bir izleniminiz oldu mu? Bunu utanarak soruyorum ama..."
Altan Öymen: Öyle bir şey yok!

Başkan: 'Cumhuriyet eski Cumhuriyet değil' diye düşündüğünüz, konuştuğunuz oldu mu?
Altan Öymen: Hayır. Birçok olayı biz Cumhuriyet'ten öğrendik. İktidarın baskısı nedeniyle yazılamayanları yazan az sayıdaki yayından biri ve hatta bu yayınların başında geliyor. 

Başkan: "Kadri Gürsel'i tanıyan ve beraber program yapan bir insan olarak, Gürsel'in örgüte yardım ettiği, programda ya da yazılarında övdüğüne dair bir bilginiz var mı?"
Altan Öymen: Gürsel'le benzer görüşleri paylaşıyoruz. Hiç bir zaman böyle bir intibaya sahip olmadım.

'BU UTANÇ VERİCİ BİR DAVA'

Savunmanın tanığı olarak DİSK Başkanı Kani Beko kürsüye geldi.

Kani Beko: "Bu utanç verici bir dava. Cumhuriyet bu ülkenin bağımsız demokratik hukuk devleti ilkesini savunan bir gazetedir. FETÖ suçlamarını kesinlikle kabul edemem anlamam."

Kani Beko: "FETÖ'yü öven bir gazete DİSK'in kapısından bile giremez.
Biz Cumhuriyet ile ilgili böyle bir şey duymadık bilmiyoruz. Cumhuriyet bu ilkeleri savunduğu müddetçe biz de Cumhuriyet'i savunmaya devam edeceğiz."

Başkan: 2014'ten sonra gazete yayın politikasında değişiklik olduğu iddia ediliyor. Siz buna bizzat şahit oldunuz mu?

Kani Beko: Kesinlikle böyle bir şey olmadı. Çevremde, sendikamda, ailemde gazete okurlarının azaldığını değil arttığını gördüm. Geleneklerinden taviz vermiş olsaydı DİSK'e bağlı hiçbir kuruma Cumhuriyet giremezdi. Çocuklarıma da mutlaka her haftasonu Cumhuriyet okutuyorum."

Kani Beko: "FETÖ'ye yakınlık gösteren bir Cumhuriyet'i tanımıyorum. FETÖ'yü öven ya da yakınlık gösteren bir cümle dahi okumadım, bilmiyorum."

'GAZETENİN YAYIN POLİTİKASINA SAVCI VE HAKİMLER KARIŞAMAZ'

Avukat Bahri Belen, Rıza Türmen'in de tanık olarak dinlenmesini istediklerini belirterek şunları söyledi:

"Sayın Başkan Cumhuriyet okuru olan çok sayıda tanığı buraya getirebiliriz ama biz temsil ettikleri konu açısından daha aydınlatıcı olan isimleri ilettik. Bugün yurtdışında (Rıza Türmen) tanığımızın da yargılama açısından açıklık getirecek beyanları olabilir.
Bir gazetenin yayın politikasına ne siyasi partiler, ne savcı ne hakimler karışamaz. Ama haberlerde, yayınlarda suç oluşturan bir şey varsa basın yasasındaki süre içinde takip edilebileceğini, o sırada savcı ve hakimlerin görevleri olduğunu ifade ettik. Ama falanca örgüt, siyasi anlayış ya da derneğinin Atatürkçü değil ya da yayın politkası değişti gibi nitelemelerinin yargılama konusu olamayacağını söylemiştik. Bu nedenle Sayın Türmen'in dinlenmesinin çok önemli olduğunu düşünüyoruz."

MAHKEME BAŞKANI RIZA TÜRMEN'İN TANIKLIĞINI KABUL ETMEDİ

Mahkeme Başkanı Dağ: "Yargılamanın geldiği bu aşamada toplanacak daha fazla delil kalmadı. Heyetimizle adli tıbba giden Çetinkaya ve Engin'e ait SIM kartlara ait çözümleme gelmedi. Tanık dinleme olayı bitmiştir. Gelinen aşamada fazla da yapılabilecek bir şey kalmadı. Rıza Türmen'den vazgeçilmesi bizim için rahatlatıcı olur. Böylece biz de adli tıptaki bilgileri davayı uzatıcı aşama olarak görmeyiz. Artık bir sonraki aşamaya ilerlememiz gerekiyor." 

Mahkeme Başkanı: "Artık savcılık makamının son mütalasını alabiliriz." 

SAVCI TUTUKLULUKLARIN DEVAMINI İSTEDİ

Duruşmaya 15 dakika ara verildi. Aranın ardından savcı, mütalaasında tutuklu sanıklar Ahmet Şık, Akın Atalay, Murat Sabuncu ve Ahmet Kemal Aydoğdu'nun tutukluluklarının devamını istedi.

FİKRET İLKİZ: FARAÇ BİR KADIN GAZETECİYE ŞİDDET UYGULADI

Cumhuriyet avukatlarından Fikret İlkiz, Mehmet Faraç'ın tanıklığının itibar edilemez olduğunu belirtti. İlkiz, şunları söyledi:

"Cumhuriyet gazetesindeki iş akdinin feshi gazetede bir kadın gazeteciye şiddet uyguladığı saçından sürüklediği içindir. Parti meclisine girmek için parti sekreterinin elini öpmüş kişidir."

'BİZİ BURAYA SÜRÜKLEYEN TEK ŞEY ALEV COŞKUN'UN VAKFA GİRME İSTEĞİDİR'

"Bize göre bu dava mahkemelerin gereksiz işgalidir. Bizi buraya sürükleyen tek şey Alev Coşkun'un seçilememiş olmasıdır ve vakıf yönetimine girme isteğidir. Geldiğimiz noktada Alev Coşkun seçilme imkanı elde edinceye kadar seçimlerin tekrarına kani olacak, seçileceğinden emin olunca gelip oyunu kullanacaktır. Bu vakıf ile oyun oynamaktır. Başka açıklaması yoktur. 
Bunun tutukluluk sebebi olarak sürdürülmesine de imkan yoktur"

'HERKES ÖLDÜRÜR SEVDİĞİNİ, BİZ BİZİ SEVMENİZİ İSTEMİYORUZ'

Avukat Tora Pekin de Cumhuriyetçilerin tahliyesini talep ederken mahkeme başkanının geçen duruşmada söylediğği 'bizimkisi kırık bir aşk hikayesi' sözüne göndermede bulundu. Pekin şöyle dedi:

"Örgüt adına suç işlemek derseniz suçu göstermek zorundasınız. Propaganda derseniz neyin propaganda olduğunu göstermek zorundasınız. İddianame eylemsiz bir suçu tartışmak yerine örgüt koyarak eylemsiz suçu ortaya koymuştur."

Mahkeme başkanının zamanı hatırlatması üzerine ise Pekin, "O zaman hızlı geçeceğim. Gelelim bizimkisi kırık bir aşk hikayesi Oscar Wilde'ın Reading Zindanı Baladı'ndan Silivri Baladı'na. Herkes öldürür sevdiğini, biz bizi sevmenizi istemiyoruz. Adil yargılama istiyoruz."
Adil yargılama hakkı ve bu uzun tutukluluğun sona ermesini istiyorum."

Ara karar için duruşmaya 30 dakika ara verildi. Ancak daha sonra kararın 21.30'da açıklanacağı bildirildi.

Aranın sonrasında ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, Ahmet Şık ve Murat Sabuncu’nun tahliye edilmesine karar verdi. Akın Atalay ve Ahmet Kemal Aydoğdu'nun ise tutukluluğunun devamına karar verildi.

Duruşma 16 Mart’a ertelendi. Artı gerçek/Fatma yörür

(Çizim: Murat Başol)

Ahmet Şık ve Murat Sabuncu tahliye 

Güncelleme Tarihi: 09 Mart 2018, 23:19
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER