Yarıyıl raporu: Eğitim dini vakıf ve derneklerin kuşatması altında

EĞİTİM-Eğitim Sen'in 2018-2019 birinci yarıyıl raporunda iktidarın eğitimi yeniden dizayn ettiği ve öğretmenlerin sorunlarını derinleştiği belirtildi.

Yarıyıl raporu: Eğitim dini vakıf ve derneklerin kuşatması altında

Eğitim Sen'in yayımladığı '2018-2019 Eğitim ve Öğretim yılı I. Yarıyıl Değerlendirmesi' raporunda ikili öğretim, niteliksiz eğitim hizmeti, eğitimin özelleştirilmesi, kalabalık sınıflar, karma eğitim karşıtı uygulamalar, taşımalı eğitim, fiziki altyapısı yetersiz okullar, okullarda öğrenciler arasında ve öğretmenlere yönelik şiddetin sürmesi, öğrencilerin MEB eliyle dini cemaat ve vakıfların siyasal istismarına açık hale getirilmesi, mülakata dayalı sözleşmeli öğretmenlikte ısrar, ataması yapılmayan öğretmenler gibi çok sayıda sorunun, 2018-2019 eğitim öğretim yılının ilk yarısında öne çıkan başlıklar olduğu belirtildi.

'OKULLARDA SPOR SALONU VE KÜTÜPHANE YOK'

4+4+4 sistemi sonrasında zorunlu eğitim süresinin 12 yıla çıktığı iddia edilmesine rağmen, ortalama eğitim süresinin 7,5 yılda kaldığı belirtilen raporda, spor salonu bulunan okul oranının sadece yüzde 13 olduğu belirtildi. "Okulların yüzde 87'sinde spor salonu yok" denilen raporda, "Kütüphanesi olmayan okul oranı yüzde 61, çok amaçlı salonu olmayan okulların oranı yüzde 62'dir" bilgisine yer verildi.

'ÇOCUKLAR EĞİTİM HAKKINDAN EŞİT YARARLANAMIYOR'

"Siyasi iktidarın eğitim alanında, uzun süredir kendi siyasal-ideolojik hedefleri doğrultusunda attığı adımlar ve eğitim alanında hayata geçirilen 'piyasacı' ve 'dini eğitim' merkezli uygulamalar, başta öğrenciler olmak üzere, öğretmenler, eğitim emekçileri ve veliler olmak üzere, toplumun geniş kesimlerini etkilemiştir" denilen raporda, "Çocuklar eğitim hakkından eşit koşullarda yararlanamamakta, çocuk yaşta evlenmenin önüne geçen adımlar atılmamaktadır. Yoksul, emekçi ailelerin çocukları başta olmak üzere, kız çocukları, kırsal kesimde yaşayan çocuklar; eğitim hakkından eşit koşullarda ve parasız olarak yararlanamamaktadır. Bölgesel, cinsel, sınıfsal vb. eşitsizlikler, ana dilinde eğitim gibi en temel sorunlar iktidarın çözmek bir yana daha da derinleştirdiği temel sorunlar olarak dikkat çekmektedir" ifadelerine yer verildi.

'EĞİTİM EGEMEN İDEOLOJİNİN DENETİMİ ALTINDA'

Eğitim sisteminin toplumsal cinsiyet eşitliğinden uzak ve giderek dinsel içerikler kazanan muhafazakâr egemen ideolojinin denetimi altında olduğu belirtilen raporda, "Siyasi iktidar, tüm gücüyle eğitim sistemini kendi ideolojik-siyasal hedeflerine uygun olarak biçimlendirmektedir. Toplumsal yaşamın her alanında görülen cinsiyetçilik ve cinsiyetçi uygulamaların en yoğun görüldüğü alanların başında eğitim gelmektedir" denildi.

'OKUL ÖNCESİ EĞİTİM TİCARİLEŞTİ'

2018-2019 eğitim ve öğretim yılının ilk yarısında resmi 2 bin 577 anaokulunda, 18 bin 480 öğretmen ve 349 bin 854 öğrenci, 20 bin 186 ana sınıfında 36 bin 982 öğretmen ve 764 bin 462 öğrenci bulunuyorken, özel anaokulu sayısının 3 bin 596 olduğu ifade edilen raporda "Özel anaokulu sayısının resmi anaokulu sayısından 1.019 fazla olması, eğitimde ticarileşmenin neden en fazla okul öncesi eğitimde olduğunu açıklamaktadır. OECD'nin 'Bir Bakışta Eğitim 2018' raporuna göre erken çocukluk eğitimi ve bakımı kapsamında (ISCED 0) çocuk başına yapılan yıllık harcama Türkiye’de toplam 3.591 dolar, OECD ortalamasında 8.759 dolardır" denildi. 

'EĞİTİME AYRILAN KAYNAK OECD ORTALAMASININ ÇOK ALTINDA'

"Türkiye'de öğrenci başına ilkokuldan yükseköğretime kadar 4 bin 652 ABD doları harcama yapılırken, OECD ülkeleri ortalaması 10 bin 520 ABD dolarıdır" bilgisi verilen raporda. "Türkiye'de eğitime yapılan harcama oranı OECD ortalamasının yarısından az olup, Türkiye OECD ülkeleri arasında Meksika'dan sonra eğitime en az harcamanın yapıldığı ülke olmayı sürdürmektedir. OECD ortalamasında ilköğretim ve ortaöğretim kademelerinde kamu kaynaklarından yapılan harcama eğitim harcamalarının yüzde 90'ını, hane halkı ve özel kaynaklardan yapılan harcamalar ise yüzde 9'unu oluşturmaktadır. Türkiye'de ise eğitimde yaşanan ticarileşmenin sonucu olarak kamusal eğitim harcamalarının oranı yüzde 75, hane halkı ve özel kaynaklardan yapılan eğitim harcamalarının oranı yüzde 25'tir" denildi.

'EĞİTİMDE ÖZELLEŞTİRME TARİHTE HİÇ OLMADIĞI KADAR HIZLI GERÇEKLEŞTİ'

2018-2019 eğitim ve öğretim yılı itibarıyla Türkiye'de 54 bin 732 resmi, 13 bin 679 özel okul bulunduğu belirtilen raporda, "2003 yılında özel okulların resmi okullara oranı yüzde 2 iken, bugün bu oran yüzde 25'e çıkarak tüm zamanların rekoru kırılmıştır. 2002-2003 eğitim ve öğretim yılında tüm özel okullarda kayıtlı öğrencilerin toplam öğrenci sayısına oranı (açık öğretim hariç) oransal olarak yüzde 1 iken, geçtiğimiz 16 yıl içinde 2018-2019 eğitim ve öğretim yılında 8 kat artarak yüzde 8,2 olmuştur. Gerek okul sayısı gerekse öğrenci sayısı açısından baktığımızda 4+4+4 ile birlikte eğitimde özelleştirmenin tarihte hiç olmadığı kadar hızlı gerçekleştiği görülmektedir. Bu durum, kamusal eğitimin hükümet ve MEB işbirliği ile çökertilerek, özel öğretimin devlet desteğiyle nasıl ihya edildiğinin kanıtıdır. Eğitimde 4+4+4 düzenlemesi sonrasında özel okulöncesi eğitim kurumlarındaki öğrenci sayısı yüzde 53 artışla 236 bin 355’e; özel ilkokullarda öğrenci sayısı yüzde 40 artışla 233 bin 740'a; özel ortaokulda öğrenci sayısı yüzde 96 artışla 321 bin 779'a ve özel liselerde okuyan öğrenci sayısı yüzde 305 artışla 559 bin 838 sayısına ulaşmıştır" denildi.

'İMAM HATİP OKULLARINDA İKTİDAR DESTEKLİ ARTIŞ DEVAM ETTİ'

İmam hatip okulları 2018 yılında da her açıdan desteklenirken, tüm masraflarının devlet tarafından karşılandığı vurgulanan raporda, "Bu şekilde özellikle yoksul ailelerin çocuklarını bu okullara göndermeleri sağlandı. 2012-2013 eğitim-öğretim yılında imam hatip ortaokullarında okuyan toplam öğrenci sayısı 94 bin 467 iken, 2017/2018 eğitim öğretim yılı sonu itibariyle yaklaşık 8 kat artarak 723 bin 108 oldu. 4+4+4 öncesinde 2011-2012 eğitim-öğretim yılında 537 İmam Hatip Lisesinde (İHL) 268 bin 245 öğrenci varken 2018/19 eğitim-öğretim yılı itibariyle İHL sayısı bin 607'e, bu okullarda okuyan öğrenci sayısı ise 504 bin 327'ye çıkmıştır. 2017/18 eğitim öğretim yılına göre içinde bulunduğumuz eğitim öğretim yılında okul sayısı belirgin bir şekilde artmış olmasına rağmen, örgün eğitimde okuyan İHL öğrenci sayısının 10 bin 479 azalmış olması dikkat çekicidir.  Türkiye’de imam hatip okullarında okuyan toplam öğrenci sayısı, Milli Eğitim Bakanlığı’nın üstün gayretleri ve devletin bütün imkânlarını seferber etmesi sonucunda 2018 itibariyle 1 milyon 350 bin 611'e çıkarıldı" ifadelerine yer verildi. 

'EĞİTİM, MEB-DİYANET-DİNİ VAKIF VE DERNEKLERİN KUŞATMASI ALTINDA'

"MEB'in merkezi olarak Diyanet İşleri Başkanlığı, yerellerde ise il müftülükleri başta olmak üzere, büyük çoğunluğu dini cemaatlerin uzantısı olan kimi vakıf ve derneklerle çeşitli konu başlıkları altında imzaladığı işbirliği protokolleri, okullarımızın dini grupların temel faaliyet alanları haline getirilmesine neden olmuştur" denilen raporda, "AKP döneminde altın çağını yaşayan dini cemaat ve vakıflar (TÜRGEV, ENSAR Vakfı, İHH, Hizmet Vakfı, Hayrat Vakfı, İlim Yayma Cemiyeti, Birlik Vakfı, Su Vakfı vb) başta değerli arazilerin bedelsiz tahsisi olmak üzere, kamusal kaynaklar dini vakıf ve cemaatlere aktarılması sonucunda eğitim alanında etkilerini her geçen gün artırmaktadır. Bunun dışında, büyük kamu ihalelerini almak isteyen sermaye gruplarının özellikle hükümete yakın dernek ya da vakıflara yüklü miktarlarda bağış yapmalarının şart koşulduğu bilinmektedir" denildi.

'PARALEL EĞİTİM UYGULAMASI'

Dini vakıf ve derneklerin devlet okullarında başta 'değerler eğitimi' olmak üzere, tamamına yakını dini içerikli çeşitli konularda ders ve seminer verebilmesinin, kendi yayınlarını dağıtabilmesinin, pedagojik olarak sakıncalı olmasına rağmen çocukları camilere yönlendirmesinin yolunu açtığı belirtilen raporda, "Geçmişte yapılan yanlış adımlar sürdürülmekte, dini cemaatler eğitim sistemine dahil edilerek 'paralel' eğitim uygulamaları hayata geçirilmektedir. Çeşitli cemaatlere bağlı okullar, yurtlar, kreşler ve Kur'an Kurslarının açılması ve faaliyet yürütmesi bizzat iktidar tarafından teşvik edilmektedir" denildi.

Öğretmenlerin yaşadığı sorunlara da yer verilen raporda, Milli Eğitim Bakanlığı 2023 Eğitim Vizyon Belgesi'nin temel hedefleri arasında yer alan 'Öğretmenlik Meslek Kanunu'nun Talim ve Terbiye Kurulu tarafından hazırlanan ön metinin özlük haklarını geriye götüren, iş güvencesini tartışmaya açan, performans ve rekabet üzerinden emeği değersizleştiren bir anlayışla hazırlandığı ifade edildi. 17 yıl içinde KPSS'ye giren her 100 öğretmenden sadece 16'sı öğretmen olarak atandığını belirten rapor, ataması yapılmayan öğretmenler sorunun artarak devam ettiğini belirtti. 

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER